MERSİN PSİKOLOG

Kontrolcü Olmanın Duygusal Bedeli

Kontrol etmek çoğu zaman güçlü olmakla, düzenli olmakla ya da her şeyi yoluna koyabilmekle ilişkilendirilir. Oysa sürekli kontrol halinde yaşamak, dışarıdan çok fark edilmeyen ama içeride ağır bir duygusal yük taşır. En zoru da belirsizliğe tahammül edememektir. “Eğer kontrol etmezsem, işler kötü gider.” inancı ile planları önceden yapmak, büyük bir sorumluluk duygusu ile hareket etmek ve kişinin bütün bu durumları hatta olabilecek değişkenleri düşünerek kendisinin ve bazen de ilişkiler kurduğu insanların hareketlerini kontrol ederek kendini veya onları güvende tutma çabası ve iyi oluşun fazlasıyla önemsenme halidir.

Kişinin çocuklukta yaşadığı güvensiz ilişkiler, ani kayıplar, tutarsız ebeveyn figürleri ya da travmatik deneyimler ile ilişkili olabilecek kontrol davranışı çoğu zaman kaygı, güvensizlik ve geçmiş deneyimlerle şekillenmiş bir baş etme biçimidir. Kişinin bu kontrol davranışı köklerini kendini koruma amacıyla çeşitli düşünce ve inançlardan alır. Ancak uzun vadede bu inanç kalıpları, kişiyi korumaktan çok yoran bir döngüye dönüşebilir.

Kontrolcü Olmanın Duygusal Bedeli

Sürekli kontrol etmeye çalışmak, kişinin zihinsel ve duygusal enerjisini tüketir. Tetikte olma hali ise kronik kaygıya yol açar. Yaşanılan kaygı hata yapma korkusunu beraberinde getirir kişinin kendine karşı sert ve eleştirel olmasına neden olur. Çoğu zaman dışarıdan güçlü görünen kontrolcü kişi iç dünyasında yoğun bir yetersizlik hissi ve “ya yetmezse?” kaygısı taşır.

Sürekli bu yüksek uyarılma halinde olmak kişiyi fizyolojik olarak da etkiler sinir sistemi sürekli aktiftir. Kişi bedensel ve zihinsel olarak gevşeyemez, dinlenmez ve eylemlerden keyif alma kapasitesi azalır.

Tabi bu durum ilişkilere de yansır. Kişinin belki de en çok diğerlerini korumak için yaptığı planlama, yönlendirme ve müdahale etme davranışları artabilir. Bu eylemler karşı tarafa kendini baskı altında hissettirir ve bu durum onlar için de zorlayıcı hale gelerek karşılıklı güveni zedeleyebilir. Oysa sağlıklı ilişkiler, her şeyin tam kontrol altında olduğu değil; belirsizliğe rağmen bağ kurmanın mümkün olduğu alanlardır.

Kontrolden Vazgeçmek Ne Anlama Gelir?

Kontrol davranışının kişi için anlamı aslında yaşanılan veya yaşanılması olası durumları en az zararla ve en doğru yolla yapma ve temelde ki güvende olma ihtiyacını karşılamak içindir. Kontrol etmeye çalışma aslında şunu fısıldar: “Bırakırsam dağılacak.” Ancak kontrolden vazgeçmek, umursamamak ya da sorumluluk almamak değildir. Aksine, herkesin ve her şeyin kontrol edilemeyeceğini kabul etmektir.

Bu kabul, kişiye şu alanları açar:

  • Esneklik

  • Kendine şefkat

  • Duygularla kalabilme

  • Güven inşa etme

Bütün çarpıtımış düşünce kalıpları gibi durum veya olayları kontrol etme döngüsünü kırmaya çalışmak ilk başlarda kolay olmayacaktır. Varolan düşünce kalıpları kendini her zaman güvende hissettiği, alışılmış olana doğru çekmeye çalışacaktır. Kontrolü bıraktıkça, kişi ilk başta kaygı hissedebilir ve kendini tekrar tekrar aynı döngü içinde bulabilir. Bu çok doğaldır. Ancak zamanla, başlanılan küçük adımlar mutlaka değişimi de beraberinde getirecektir. Değişim ile birlikte yük azalır ve duygusal olarak daha hafif bir yaşam mümkün hale gelir.

Sonuç olarak kontrolcü olmak bir kişilik kusuru değil, öğrenilmiş bir baş etme yoludur. Ancak her baş etme yolu gibi, işlevini yitirdiğinde yeniden değerlendirilmesi gerekir. Kontrolü gevşetmek; kendine, hayata ve ilişkilere biraz daha alan açmaktır. Bazen en büyük güç, her şeyi tutmaya çalışmak değil, tutmamayı öğrenebilmektir.